29 Aralık 2014, 19:33 | Yorum yok


Ezik halkımız soru sormaya çekinir. Sorulası sorulara da “sorması ayıp” diye başlar. Hâkimlik yıllarımdan beri beni gülümseten bu tavrı çok beğenirim. (Hâkimlik yılları derken 1978’lerden söz ediyorum… Sorması ayıp kaç yaşında oldum şimdi ben?)

Hukuk denince akla hep çok ciddi bir durum gelir. Hele de son

zamanlarda… Tutuklulukların cezaya dönüştüğü şikâyeti mi dersiniz, yargısız infaz mı dersiniz, anayasa ile teminat altına alınmış kişilik haklarının ihlali mi dersiniz, özel hayatın gizliliğinin ihlali mi dersiniz?..

Hani Almanlar söyler ya, “Berlin’de hâkimler” var diye. Yargıya güveni ifade eden bu söz, suçsuz veya haksızlığa uğrama olasılığı olan insanların tek dayanağıdır. Güvenirler, çünkü güvenilir bir yargı olacağına inanırlar. Bizim ülkemizde de yargıya güvenelim demekten başka çıkar görünmemekte. Bunlara değineceğiz zaman zaman.

Ben bu dergide yargının ciddi boyutunu ele alırken biraz gülümseten taraftan başlamayı uygun görüyorum. Sorsa biri…

Sorması ayıp; adalet tanrıçasının gözü niye bantlı? Yoksa yüz kızartıcı bir suç mu işlemiş? Sorması ayıp; adalet niye Tanrı tarafından değil de tanrıça tarafından temsil ediliyor?

Sorması ayıp; en büyük adliye bizdeyse en adaletli yargı da bizdedir değil mi?

Sorması ayıp; duruşma saati 10.00 ise duruşmaya 16.00 da girilmesi normal midir? Sorması ayıp; kadın eşinin kendisini tehdit ettiğini Savcılığa bildirmiş, önlem alınmamış, kocası kadını 27 yerinden bıçaklamış, normal midir?

Sorması ayıp; deprem kuşağı ülkemde binalar en küçük sarsıntıda yıkılıp duruyor. Bir tek müteahhit mi yaptı hepsini?

Sorması ayıp; benzine yapılan zamma karşı dava açabilir miyim?

Sorması ayıp; seçimde şu partiye oy verdim. Mahkemeye başvursam oyumu geri alabilir miyim?

Siz şiiıi okuyor durun, gelecek sayıda görülmek üzere…

Lyıkla ve ,
Liste uzayacak. Sizler uzatacaksınız. Yazın bize… Biz dergimizde bunlara yanıtlar verelim. Siz de yukarıdaki sorulara ve sonraki yazılarımızda yazacağımız sorulara yanıt verin. En çarpıcı olanlara gelecek yazımızda “sorması ayıp” kutucuğunda yanıtlarıyla yer verelim.

Ama biz bu köşeyi aslında ülkemizin güncel hukuk sorunlarına ayırdık. Gelecek yazılarımızda bu sorunları sizlerin önüne koyacağız. Ülkemizde yasalar hızla değişiyor. Geçmişten gelen birçok sorunun aşılması amaçlanıyor. Doğru olan da var, eksik olan da. Hukuk davalarında yargılama hukuku değişti. Yasa yürürlüğe girdi. Türk Borçlar Kanunu yenilendi. Türk Ticaret Yasası yenilendi. Yürürlük tarihlerini bekliyorlar. Bu kargaşa içinde hukukçuların eski bildiklerinden sıyrılıp yeni yasaları öğrenmeleri ve uygulamaları gerekecek. Barolar ve Üniversiteler tarafından verilen eğitimlere olan katılımlara baktığımızda durum pek iç açıcı değil ama bu iş o-la-cak!

Hukukçuluk da zor iş be birader. Yıllarca oku. Staj yap. Hâkim ol, savcı ol, avukat ol. Hoop yasalar değişsin. Yeniden oku. Zaten son derece gerilimli bir meslek. Deşarj olma imkanları da çok sınırlı. Meslek kuralları da kişileri maalesef biraz yalnızlaştırıyor. Bu yorgunlukla yaşamayı öğrenmek zorundasın.

Bir fabrikada üretim sırasında çıkan yüksek sese alışmak nasıl bir işçi için gerekliyse, bir hukukçu için de yüksek gerilime alışmak zorunlu. Bankacılık Hukuku, Ticaret Hukuku, Akreditifter, Teminat Mektupları, Dış Ticaret, İç Ticaret, Danışmanlıklar derken meslekte 35 yıl oldu. Hâlâ bir duruşmaya giderken ilk günlerdeki heyecanı yaşarım.

Biraz sessizlik istiyor insan. Ben de öyle yaptım. Biraz şiir, biraz kitap derken sessizliği buldum. Şiirimin adı “DELİ”

deli

ben…

deliyim deli…

sessizliğin delisi.

korkar bütün akıllılar benden…

sus pus olurlar…

bir kuşları

bir de denizi gördüm… benden daha deli…

kuşlar ha’la’ ötüyor… denizde dalga sesleri…

 

“Her hukukçu, yüksek gerilime alişmak zorunda”