29 Aralık 2014, 23:24 | Yorum yok


2012 yılı enteresan bir yıl oldu.

  • 2010 yılında Arap baharı ile başladık. Bu

yıl, cehennem sıcağı yaz ile devam ediyoruz. Havalar soğur da bahar ateşinin sardığı savaşlar biter mi?

Tunus’ta gösteriler başladığında ilk dikkatimi çeken şu olmuştu: bütün dünya basım koro halinde “acaba hangi Arap ülkelerine sıçrar?” baslığı attılar ertesi gün… Sorması ayıp, nereden biliyorlardı?

Demek ki yol haritası belli imiş… 0 kadar belli imiş ki, domino taşı etkisi dediler… Bir devlet başkanın’ korkunç bicimde aşağılayarak sokakta linç ettiler… Birini zincirle duruşmalara çıkarttılar… Biri kaçtı da kurtuldu…

Arap baharı projesi çok büyük bir proje aslında… Dünya süperleri bir taktik değişikliğine gitti. “Ne gidip adamların memleketinde savaşıp adam kaybedeceğim. Veririm silahları onlar savaşır” dediler… Verdiler… Savaştırdılar… Öldürdüler… Ölenler de o ülkenin çocukları oldu… Taktik tuttu… Proje yürüdü…

Kimse. “Peki o silahların parasını kim ödedi?” diye sormadı… Soramadı… Yanıt aslında çok basit… O ülkenin kaynakları tamamen silahı verenlerin kasasına aktı doğrudan.. Bedeller böyle ödendi…

Sıra Suriye’ye geldi…

1989 yılında Uluslararası Ticaret Odası’nın Paris’te düzenlediği teminat mektupları ile ilgili bir toplantıya katılmıştım. Konuşmacı, “Uluslararası teminat mektupların’ ciddiye almayan ülkeler var. Onlara dersini vereceğiz” deyip ülke isimlerini saymıştı… Libya. Irak ve Suriye demişti, Libya hemen o günlerde bir neden yaratılarak vurulmuştu… Irak bir sonra… Suriye ise demek biraz uyum sağladı ki beklendi…

Türkiye ile Suriye can ciğer kuzu sarmaş idi… Peki, bizim dış politikamızın temel noktası “sıfır sorun” değil miydi komsularla?

Birden Suriye düşmanı

Nedenini anlamadan tehditlere başladık…

Tam bu arada uçağımız düştü…

Düştü mü, düşürüldü mü?

Suriye, “düşürdük” dedi… “bak oğlum git… “biz şöyle yaparız, böyle yaparız”… Tehditlen2 bini bir para… Aradan bunca ay geçti, hala belli değil, düştü mü, düşürüldü mü? Rivayet muhtelif…

Suriye direniyor… Hasmane tavrımız da..

Bu arada iran da dedi ki ” Sıra size de gelebilir… Yanıtlarımız ilginçti…

” Ülkemizle ilgili olarak yapılan asılsız ithamlarla dolu açıklamaları ve son derece yakışıksız tehditleri şiddetle kınıyoruz»… Sorması ayıp. ‘sıra size de gelir’ demek, tehdi mi, itham mı? Ben uyarıda ne itham, ne tehait gördüm… Demek ki ben anlamadım…

Sıfır sorundan sıfır komsuya geldik mi? Sorması ayıp, kimse neden Atatürk’ün “Yurtta’ sulh, cihanda sulh” cümlesini hatırlamıyor? Telaffuz edemiyor?

Ben edeyim… Irak. Musul, Kerkük’te mevcut trilyonlarca dolarlık petrole bekçilik yapmak isteyenler olacak elbette… Ama bu olmamalıyız! Biz, “yurtta sulh, cihanda sulh. demeliyiz. Aksi halde “cihanda savaş, yurtta savaş” tehdidi ile karsı karsıyayız…

 

Işıklar ve Sevgiyle