29 Aralık 2014, 23:14 | Yorum yok


Haziran ayı   sıcaklarla

geldi. Biraz bunaldık galiba. Soğuklardan ve bir türlü ısınmayan havadan söz ederken, bir anda nefes       alamadığımızdan bahsetmeye başladık.

Toplumsal gündem de inanılmaz bir hızla akıyor önümüzden aynı sıcaklıkta. Nefes alamıyoruz.

Kürtaj yasaklansın mı?

Sezaryenle doğum yasaklansın mı? Her ailenin üç, üç de yetmez beş çocuğu olsun mu?

Bunlar da nereden çıktı şimdi?

Sorması ayıp, özgür, farkında olan her bireyin kendisinin kararlaştıracağı şeyler, neden yeniden tartışmaya açıldı acaba?

Hatırlarsınız; yılbaşı kartımızda 1215 Magna [arta Libertatum’a değinmiş ve bu yıl ülkemizde özgürlüklerin yedi yüz doksan altı yıl öncesinden daha ileri olması dileğinde bulunmuştuk. Ancak görünen o ki, dileğimiz tutmadı. Birinci, üçüncü, derken yirmi beşinci yargı paketleri konuşuluyor ama özgürlükler bu paketlerin içinde değil. En temel kadın birey özgürlüğü bile tartışmaya açılıyor.

Sorması ayıp, neden?

evet”, başkası hak arayınca “greve hayır” demek adaletli mi?

“Bırakalım bu konuları” diyeceğim ama diyemiyorum. Ülkem adına insan hakları adına düşünülmesi gereken şeyler bunlar, “Bir de ben dile getirsem ayıp mı olur acaba?” diyorum. Bir de yabancılara mülk satışı önündeki engellerin kaldırılması konusu var, hepimizi rahatsız eden.

Mayıs 2012 tarihinde çıkartılan bir yasa ile yabancılara mülk satışı kolaylaştırıldı. Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği ülke vatandaşları için mütekabiliyet (karşılıklılık) esası kaldırıldı ve yabancılara satılacak mülk miktarı arttırıldı. Yabancı bir kişiye önceden en çok yirmi beş dönüm arazi satılabiliyorken, bu miktar yeni düzenlemeyle üç yüz dönüme çıkartıldı. (Bakanlar Kurulu isterse bu miktar iki katına da çıkarılabilecek.)

Sorması ayıp, dünyada kaç ülke karşılıklılık esası olmadan başka ülkenin yurttaşına mülk satıyor?

Sorması ayıp, benim yurttaşıma gayrimenkul satışı yapmayan ülkenin yurttaşına biz niye satış yapıyoruz?

Sorması ayıp, benim yurttaşım İngiliz ile, Suudi ile, Amerikalı ile aynı düzeyde gelir elde ediyor mu ki, onu onlarla rekabet eder duruma sokuyorsunuz?

Sorması ayıp, egemen olmak,          bütün tartışmaları kazanmak mı demektir? Bize göre, anlaşamamakta da anlaşılabilir. “siz öyle düşünüyor olabilirsiniz, biz de böyle” diyebilmeli egemenler.

Sorması ayıp, kadınların “bedenimiz bizimdir” demeleri neden hak olmasın?

Kadınlarımız seslerini yükseltmeye başladı. Yakındır, yeni kadın kahramanlar göreceğiz bu savunmalarda.

Bu arada, Türk Hava Yolları’nda haklarını arayan ve çalışma koşullarının iyileşmesi için işi yavaşlatan çalışanlar işten atıldı. Yetmedi, bu sektörde grev yapma yasağı getirildi. Bunları da özgürlüklerin kısıtlanması olarak değerlendiriyoruz.

Sorması ayıp, kendi hakkını ararken “greve

Zaman çok çabuk geçiyor. Mümkün olduğunca keyifli bir yaşam sürmek varken, yaşamı yaşanmaz kılmaya ne gerek var?

Bakın, iki hafta önce, mezun olduğum Tokat Gaziosmanpaşa Lisesi mezunlarının her yıl tekrarlanan mezunlar toplantısına gittim. Mezun olalı tam kırk iki yıl olmuş. Ortaokul birinci sınıfta tanıştığımız arkadaşlarımızla tanısal’ tam kırk sekiz yıl olmuş. Söylemesi uzun ama inanın bir göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş bu kadar yıl.

Çocukluk ve ilk gençlik günlerimizi yeniden yaşadı k.

0 dönemlerdeki yaşam zorluklarının aslında bir şey olmadığı, yaşamın şimdilerde daha çekilmez hal aldığı konusunda mutabık kaldık. Yaşanası günleri de yazabileceğimiz bir gelecek umudu ile…

 

Işıkla ve Sevgiyle…